Yeni Nesil Ebeveynler: Her Koşulda Sevgi ve Kabul
"Çocuklara sözümüzü nasıl dinletiriz veya söylediklerimizi nasıl yaptırabiliriz?"
Ebeveynlik konusunda yazılmış bir çok literatür bu soruyla başlar ve ardından çocukları bu anlamda kontrol edebilmek için çeşitli yöntem ve teknikler sunar.
Oysa yeni nesil ebeveynler, artık bu geleneksel yöntemler yerine daha sevgi dolu, anlayışlı ve empatik yaklaşımlara yöneliyorlar. Öte yandan, yeni nesil çocukları geleneksel disiplin yöntemleri ile kontrol etmek zorlaşıyor. Kontrol edeyim derken ebeveyn-çocuk arasında arzu edilmeyen bir çatışma ortamı oluşuyor. Bu nedenle ebeveynler çocuklarıyla olan iletişimlerini daha şefkatli bir noktaya çekmenin yollarını arıyorlar.
“Her eleştiri, yargılama, teşhis ve öfke ifadesi, karşılanmamış bir ihtiyacın trajik ifadesidir.” diyor “Şiddetsiz İletişim” kitabının yazarı Marshall Rosenberg.
Bu yorum, çocuklarımız için de geçerli değil mi?
Bu noktada, “çocuklarımızı kontrol etme ihtiyacımız”dan önce, “Çocuklarımızın neye ihtiyacı var ve biz bu ihtiyaçları nasıl karşılayabiliriz?” diye sormamız gerekiyor.
Çocuklarımızın nasıl davranması gerektiğine odaklanıp, sadece arzu ettiğimiz davranışları yaptırmaya çalışmak yerine bir an durup çocuklarımızla işbirliği içinde alternatif yollar aramamız mümkün olabilir mi? diye sorabilmeliyiz kendimize. Zira yıllar önce yazar Alfie Kohn’un ortaya attığı “Koşulsuz Ebevenylik” kavramı, bugün ödül ve ceza yaklaşımına alternatif arayan ebeveynler tarafından oldukça ilgi görüyor.
Kohn, “koşulsuz” derken çocukların hatalarına ya da istenmeyen davranışlarına karşı duyarsız kalmayı değil, tam tersine onları anlayarak, kim olduklarını ve nasıl hissettiklerini tam olarak kabul eden bir rehberlik yaklaşımını öneriyor.
Yazar, “Koşulsuz Ebeveynlik” kitabında “Tüm çocukların temel ihtiyacının, KOŞULSUZ SEVGİ” olduğunu savunuyor. Yani koşulsuz sevginin, çocukların hata yaptıklarında veya beklentilerin altında kaldıklarında bile ebeveynleri tarafından sevileceklerini ve kabul edileceklerini bilmeleri olduğunu belirtiyor.
Burada önemli olan nokta şu: Çocuklar, sevilmek için ebeveynleri tarafından onaylanmaları gerektiği düşüncesine kapılmamalı. Ebeveyn olarak hassasiyetle böyle bir duyguyu onlarda hissettirmemeye gayret etmeliyiz.
Bu, elbette çocuğun her istediğinin yapılması anlamına gelmiyor. Çocukların duygusal ihtiyaçlarını fark etmeye gayret ederek, onlarla daha derin bir bağ kurmanın yollarını bulmak gibi düşünebiliriz. Yani, sadece kendi düşüncelerimizi ifade etmek yerine onların duygularını ve düşüncelerini de anlamaya odaklanmak.
Türkçe’ye de çevrilen “Koşulsuz Ebeveynlik” kitabı, okuyucuları çocuk yetiştirme konusundaki en temel varsayımlarını sorgulamaya davet ederken, ödüller ve övgüler yerine çocukların sağlıklı, duyarlı ve sorumluluk sahibi bireyler olarak yetişmelerini sağlayacak ebeveynlik stratejileri sunuyor. Kitap, çocuk gelişimini sağlarken gerçekten koşulsuz bir sevgi sunmak isteyen ebeveynler için alternatif değerli bir kaynak niteliğinde.
Kitapta yer alan önemli noktaları şöyle değerlendirebiliriz:
1.Koşulsuz Sevgi ve Kabullenme:
Çocuklarımızı oldukları gibi, hataları ve eksiklikleriyle kabul etmek. Onlara sadece iyi davranışları ya da başarıları için değil, her koşulda sevdiğimizi hissettirmek. Mutlu ve zor zamanlarında sevgi ve desteğimizin aynı olduğunu bilmelerini sağlamak.
2. Şartlı İletişimden Uzak Durmaya Çalışmak:
Çocuklarımızı iyi davrandıklarında övmek, kötü davrandıklarında ise cezalandırılmak gibi disiplin yöntemleri kısa vadede etkili olabiliyor, ancak uzun vadede çocuklarımızı içsel motivasyona ve sorumluluk duygusuna yönlendirmiyor. Ödüller ve cezalar yerine, empati ve anlayış üzerine kurulu bir ilişki geliştirmek önemli.
3. Çocuklarımızla İş Birliği İçinde Olmak:
Çocuklara arzu ettiğimiz şeyleri yaptırmaya çalışmak yerine onların öncelikli ihtiyaçlarını anlamaya ve birlikte çözümler üretmeye odaklanmak. Karar alma sürecine onları da dahil ederek, kendi sorumluluk duygularını geliştirmelerine yardımcı olmak. Çocuklarımızla iş birliği içinde olarak aramızdaki bağı daha da güçlendirmek.
4. Aktif Dinlemeye Vakit Ayırmak:
Çocuklarımızın söylediklerini sabırla gerçekten duymaya ve anlamaya çalışmak. Mesajları biraz daha belirginleştirerek ve geri iletişimde bulunarak çift yönlü iletişimi desteklemek. Kendini ifade eden çocuk gerçekten "duyulduğunu", benliğinin "geçerlilik kazandığını" hisseder; bunun sonucu olarak iç dünyasını daha serbestçe ifade etme eğilimini gösterir.
5. Sabırlı ve Duyarlı Olmak:
Koşulsuz ebeveynlik, koşulsuz sevgi, zaman ve sabır gerektirir. Her çocuk farklı hızda öğrenir ve gelişir. Onlara sabırlı ve duyarlı bir şekilde yaklaşarak, hem bireysel ihtiyaçlarına saygı göstermek hem de kişisel gelişimlerini destekleyebiliriz.