Yeni Nesil Ebeveynler: Oyun deyip geçmeyin!
Prof. Jonathan Haidt, Amerikalı bir sosyal psikolog ve yazar. Bu yıl yayınlanan ve New York Times’ın en çok satan kitaplar listesine giren *"Anxious Generation – Kaygılı Kuşak"* adlı kitabında çocukların oyun oynamasının psikolojik ve sosyal gelişimleri üzerindeki hayati önemi hakkında kapsamlı bir bilimsel analiz sunuyor ve oyun oynamanın ve oyun zamanının önemini vurguluyor.
Kitap, yeni nesil ebeveynlerin çocuk gelişimi ve özellikle çocuklarımızın zihin sağlığı konusunda dikkate alması gereken pek çok önemli noktaya parmak basıyor. Bu önemli noktalardan bazılarını sizlerle paylaşmak isteriz.
“OYUN-TEMELLİ” ÇOCUKLUKTAN, “TELEFON-TEMELLİ” ÇOCUKLUĞA
Özellikle Z kuşağı çocukluk dönemini, “oyun-temelli” ve “telefon-temelli” olarak iki kulvarda ele alan Haidt, “telefon-temelli” çocuklukta, çocukların arkadaşları ve aileleriyle oyun oynama, konuşma, dokunma ya da göz teması kurma gibi somut sosyal davranışlara katılımlarının azaldığını ve böylelikle çocukların sağlıklı gelişimi için gerekli olan bu davranışlara uzak kaldığını ifade ediyor.
Yazar, telefon-temelli çocukluğun oyun temelli çocukluğun yerini aldığı süreci “Çocukluğun Yeniden Yapılandırılması” olarak tanımlıyor. (Great Rewiring of Childhood) ve bu sürecin sadece çocukların günlerini ve zihinlerini şekillendiren teknolojilerdeki değişikliklerle ilgili değil, uluslararası ölçekte ergenlik döneminde salgın olarak yaşanan zihin sağlığı bozukluğunun da başlıca nedeni olduğunu öne sürüyor.
SERBEST OYUN NİÇİN GEREKLİ?
“Serbest Oyun”, literatürde katılımcılar tarafından özgürce seçilen ve yönlendirilen, kendi başına yapılan, etkinlikten bağımsız hedeflere ulaşmak için bilinçli olarak takip edilmeyen faaliyet' olarak tanımlanıyor. Fiziksel oyun, açık havada ve farklı yaşlardaki diğer çocuklarla birlikte yapılan, en sağlıklı, en doğal ve en faydalı oyun türü. Fiziksel risk içeren oyunlar, çocukların kendilerine ve birbirlerine nasıl bakacaklarını öğrenmeleri için gereklidir.
Çocuklar, arkadaşlarıyla güreşmek, sahte bir kılıç savaşı yapmak ya da bir başka çocukla ağız dalaşına girip incinebilecek ya da utanabilecekleri durumlarda nasıl zarar görmeyeceklerini öğrenebiliyorlar.
Haidt, çocukların oyun zamanlarının kısıtlanmasının onların anksiyete seviyelerini artırabileceğini belirtiyor. Serbest Oyun eksikliği, çocukların kendilerini keşfetme ve stresle başa çıkma kapasitelerini azaltarak, genel ruh sağlığını olumsuz etkileyebiliyor. Oyun sırasında karşılaşılan küçük hayal kırıklıkları ve zorluklar, çocukların bu tür durumlarla başa çıkma becerilerini geliştirmelerine yardımcı oluyor.
ADAPTASYON VE UYUM:
Çocukların beyinleri 5 yaşına kadar tam kapasitelerinin %90'ına ulaşıyor, ancak kendilerini yapılandırmaları uzun zaman alıyor. Bu yavaş büyüyen çocukluk, kültürel öğrenme için bir adaptasyon aslında. Çocukluk ise bir kişinin kültüründe başarı için gerekli becerileri öğrenmek için bir çıraklık dönemidir. İşte serbest oyun, fiziksel becerilerin yanı sıra çatışma çözme gibi sosyal becerilerin geliştirilmesi için de gerekli.
ÇOCUKLAR RİSK ALABİLMELİ:
Bir diğer bulgu, bu tür oyunların çocukların kendi sınırlarını test etmelerine ve risk almayı öğrenmelerine olanak tanıdığıyla ilgili. Çocukları aşırı koruma ve gerçek dünyada özerkliklerini sınırlama yönündeki iyi niyetli ama felaketle sonuçlanan bir değişim bu.
Ebeveynler, öğretmenler ve koçlar işin içine girdiğinde ise oyun daha az serbest, daha az oyun tarzında ve daha az faydalı olabiliyor. Yetişkinler genellikle yönlendirme ve koruma konusunda kendilerini tutamıyorlar.
Tüm çocuklar doğaları gereği anti-kırılgandır. Nasıl ki bağışıklık sistemi mikroplara, ağaçlar rüzgara maruz kalmalıysa, çocuklar da güç ve öz güven geliştirmek için aksiliklere, başarısızlıklara, şoklara ve tökezlemelere maruz kalmalıdır. Aşırı koruma, bu gelişimi engeller ve gençlerin yetişkinliklerinde kırılgan ve korkulu olma olasılıklarını artırır.
Haidt, Çocukların korkularını yenmek ve yetkinlikler geliştirmek için hazır oldukları risk ve heyecan seviyesini aradıklarını belirtiyor. Korku ile yaklaşan ebeveynler, çocuklarını evde çok fazla tutmaya meyillidirler. Bu da onların güçlü büyümek ve güvenli bir bağlanma tarzı geliştirmek için ihtiyaç duydukları deneyimleri yaşamalarını engeller.
SÖZÜN ÖZÜ:
Çocuklar, gerçek dünyada oyun temelli bir çocukluk geçirdiklerinde en çok gelişme eğilimindedirler. Korkulu ebeveynlik ve telefon temelli çocukluk, onları büyüme fırsatlarından mahrum bıraktığında, gelişme olasılıkları azalır. Özetle ebeveynler, eğitimciler ve toplumun diğer üyeleri çocukların oyun oynayabilecekleri güvenli ve özgür alanlar yaratmak için çaba göstermeliler.
~ YENİ NESİL 2000 OKULLARI